Emeklilik Saadeti

Öykü

Alptekin, 40’lı yaşların sonunda, EYT mağduru, evli ve üç çocuk babasıdır. En son çalıştığı işe kadar birçok meslek denemesi içerisinde bulunmuş ve ömür boyu arzuladığı “rahat” ve “istikrarlı” bir hayatı yaşayabilmek adına en son Avrupa menşeili bir madencilik firmasında karar kılmış, yıllarca aynı iş yerinde aynı pozisyonda çalışarak emeklilik zaferine yaklaşmıştır.

“Rahat” ve “istikrarlı” hayatının daha rahat ve istikrarlı bir forma dönüşeceği emeklilik hayatı için sayısız planlar yaptığı günlerin birinde, emeklilik tazminatıyla yapabileceği şeyleri tetkik etmekteydi. Bu tetkiklerin sonuncunda hızla yükselen enflasyon ortamında bir daha belki de cesaret edemeyeceği bir karara varmıştı. Sıfır otomobil almak.

Alptekin tipik bir Türk insanıydı. İstikrarsızlığa, sürprizlere, umulmadık heyecanlara son derece kapalıydı. Dolayısıyla tüm kararları bu çizgiyi koruyabilmek için alırdı.

Alptekin’in emeklilik günü yaklaşmıştı. Hayalini kurduğu otomobili almak için araştırmalara başlamıştı. Öncesinde yaşadığı Sivas ilinin güzide oto galerilerine uğramaya karar vermişti. Alacağı C sınıfı ticari araç için bir takım fiyat kıyaslamalarında bulunuyordu. Tüm alternatifleri inceledikten sonra çocuklarının da yönlendirmesiyle internetten otomobil üreticilerinin sitelerine göz atmaya karar verdi. Belli başlı markaları inceledikten sonra Citroen markasının sitesine girdi. Alptekin’i ilk etapta Pop-up bir ekran karşıladı. Bir internet tabiri olması gereken “Çerezlerle” ilgili bir prosedürdü. Bu ekranı geçebilmek için bir linke tıklaması gerekiyordu. Her gün karşılaştığı bu olağan durumu ciddiye almayarak “Tümünü kabul et.” seçeneğine tıklayıp kataloğu incelemeye başladı. Kısa süren bu incelemenin ardından telefonunu kapattı ve yaptığı mukayese sonucu ilçe merkezinde bulunan otomobil galerisinden araba almayı daha makul buldu.

Pazarlıkların ardından galericiyle emeklilik tazminatını alacağı güne sözleşti. Bir miktar da kapora bıraktı. Aradan günler geçti, emeklilik tazminatı maaş hesabına yattı. Tazminatı çekip üzerine de bir miktar birikmişini koyduktan sonra arabayı satın aldı. Sonunda “rahat” ve “istikrar”ın kristalleşmiş formu olan emeklilik saadetinin içerisine daldı. Her şey son derece keyifli gidiyordu.

Emeklilik saadetinin 10. gününde bir UPS kamyonunun gittikçe yakınlaşan sinyalini işitti, beklenmedik bir hareketlilik olduğu için balkona yöneldi. Meraklı ve tedirgin gözlerle izlediği UPS kamyonunun evinin önündeki boş alana yanaştığını gördü. Önce anlam veremedi ancak hızlıca gelişen bir durumun bizzat göbeğinde olduğunu anladı. Mülkünün bahçesine doğru 3-4 kişi tarafından hızlı hızlı bir şeyler taşındığını gördü. Bunun üzerine hemen balkondan kargoculara seslendi.

-Kardeşim bunlar ne? Niye bana sormadan indiriyorsunuz? Kime geldiniz?
-Alptekin Yılmazer değil misiniz?
-Evet, benim.
-Sizin adınıza gönderilmiş, bizden bu adrese bırakmamız istendi. Hatta imzanız gerekiyor. Bir zahmet inince imzalayın.

Alptekin hiçbir şekilde anlamlandıramadığı bu durum karşısında paniğe kapıldı. Aşağıya inip işçilere durmalarını söyledi. Ancak 20-30 çuvallık kısım indirilmişti bile. Alptekin:

-Kargoyu gönderen kişinin ad-soyadını alabilir miyim? Diye sordu. Kargo yetkilisi:
-“Group PSA” göndermiş.
-Group PSA mı? İletişim numarası var mı?
-Hemen bakayım, buyurun: +33 (0)1 57 59 30 00

Alptekin numaranın uluslararası bir numara olduğunu görünce arama işini bir süre erteledi ve bu telaşlı girişimi hızlandırmak niyetiyle:

-Peki madem, indirin. Dedi.

UPS kargo çalışanları, o sırada 48 çuvaldan oluşan kargoyu indirip araçlarına binmişlerdi bile. Aralarında en yetkili kişi imza föyünü Alptekin’e uzatıp, imzayı aldıktan sonra arabaya binerek uzaklaştılar.

Alptekin, gidip çuvalları açtı. Her çuvalın içerisinde envai çeşit çerez olduğunu gördü. Leblebi, kaju, soslu fıstık, karışık kuru yemişler vs. hepsi bahçenin köşesinde öylece durmaktaydı. Alptekin şaşkın bir vaziyette çuvalların üzerine branda çektikten sonra “rahat” ve “istikrarlı” emeklilik hayatını zehirleyen bu belayı anlamlandırmaya çalıştı. Aile içerisindeki yer yer tansiyonun yükseldiği münakaşanın ardından, aile büyüklerinden olan Ramazan Enişte’yi eve davet etti. O akşamın sonunda çayların yanında çerezler yenirken sohbet; semt pazarındaki kiralık tezgâhlara evrilmeye başladı. Şimdilik iki tezgahın mantıklı bir başlangıç olabileceği kararına varıldı.

Hayat en düz haliyle bile muhakkak şova başvurabiliyordu. Alptekin’in hayatında bile…

Kasım 14, 2021
+ Yorum
Facebook Twitter Pinterest