Kulüp Dizisi Üzerine

Sinema

Türkiye’nin 2000 sonrası dönem için “devlet ile vatandaş” arasında geçmişten kalan bir takım problemli meselelerle alakalı bir “helalleşme” dönemine girdiğine inanıyorum. Komplekslerinden arınmaya çalıştığı, düştüğü yanlışları telafi etmeye çalıştığı samimi bir dönemden geçtiğimize inanıyorum. Bir çok kategoriyi bu sürece dahil edebiliriz. Din ve vicdan özgürlüğü, fikir ve ifade özgürlüğü veya azınlık hakları gibi. Dolayısıyla Kulüp’ü izlerken daha stabil, belki daha sakin bir kafayla tahlil edebildiğimi düşünüyorum. Tabi ki halen belli başlı kategorilerde sorunlar mevcuttur. Bazıları tamamen çözülemedi bazılarını ise çözmek oldukça çetrefilli vs. vs.

Bu çerçevede Kulüp dizisini etnik açıdan “helalleşme” niyeti taşıyan bir yapım olarak değerlendiriyorum. Bu yönüyle diziyi hukuki, siyasi veya psikolojik bir bağlamda değerlendirme niyeti taşımıyorum. Dümdüz bir izleyici olarak bana düşündürdüklerini ve hissettirdiklerini paylaşacağım.

Yerli yapımlarda çokça alışık olmadığımız kalitede unsurlar içerdiğine inanıyorum. Bunlardan ilki mekan tasarımı. Oldukça başarılı, oldukça organik görüntüler sunduğunu söyleyebilirim. Mekan öyle başarılı bir şekilde tasvir edilmiş ki 1900’lerin ruhunu, ambiyansını sonuna kadar hissettim. Tabi ki mekanları destekleyen görüntü yönetimini de bu işin içerisine katmak gerekir. Renk, ışık, ses hepsi birbirleriyle uyumlu ve ahenkli bir deneyim sunuyordu. Teknik ekibin eline sağlık.

Oyunculuk noktasında ise Fırat Tanış gibi girdiği her karakteri efsaneleştiren bir ustayı izlemek oldukça keyifliydi. Salih Bademci’nin oynadığı Selim Güngör karakterine ise doyum olmadı. Tek başına bir dizi edeceğine inanıyorum. Ancak bunların dışında benim en etkilendiğim karakter Matilda Aseo’yu canlandıran Gökçe Bahadır oldu. Tertemiz, kusursuz bir oyunculuk sergiledi. Bu arada Matilda karakteri için önce Beren Saat düşünülmüş ancak Beren Saat’in kabul etmemesi sebebiyle Gökçe’yle anlaşıldığına dair bir bilgi mevcut. Kaynağı belirsiz bir bilgi de olsa kabul etmemesine sevindim doğrusu. Beren Saat oyunculuğunun bu dizi için uygun olmadığına inanıyorum. Ayrıca Gökçe’yi her anlamda daha başarılı buluyorum.

Oyunculuğun dışında bir parantez de hikayeye açmak isterim. Hikaye, genellikle azınlık haklarını konu edinen yapımlardaki “ajitasyon” ve “romantik” öğelerden arındırılmış, gerçekçi bir anlayışa sahip. Vermesi gereken mesajları doğru zamanda, izleyicinin gözüne sokmadan veriyor.  Ancak negatif taraflar da yok değildi. Hikaye bazı noktalarda yüzeyselleşiyordu. Anlatı içerisinde birkaç odak bulunuyordu. Matilda ve Çelebi’nin kişisel geçmişi, Raşel’in ailevi sorunları ve aşk hayatı, Orhan’ın annesinin yaşadığı sağlık sorunları, Selim’in kariyer hikayesi gibi. Ancak bu odak alanlarının yer yer birbirlerinin önüne geçtiği kısımlar oldu. Bazen de asıl heyecan uyandıran odakların, diğer odaklar tarafından zayıflatıldığı yerler oldu. Tüm bunları üst üste koyduğumuzda hikayenin zayıf kaldığını düşünüyorum. Son derece dikkat çekici bir hikayenin, zenginleştirilmek adına eklenen yan hikayeler yüzünden zarar gördüğüne inanıyorum. Bu sebeple ikinci sezona dair beklentilerim biraz zayıf.

Türk sinemasının önemli bir sorunu olduğunu düşündüğüm, “hikaye anlatımı” meselesinde daha çok yolumuz olduğuna inanıyorum. Belki de bu sorunun arkasında yatan “finansal” gerçeklikler de bir gün önemsiz hale gelecektir… Bu sorunun nasıl çözüleceğini zaman gösterecek.

Daha iyilerini görmek temennisiyle.

Kasım 21, 2021
+ Yorum
Facebook Twitter Pinterest